Kişisel Gelişim & Sağlıklı Yaşam

Benlik Duygusu ve Aidiyet

Benlik Duygusu
0

Merhabalar arkadaşlar, sizlerle ilk yazımla karşınızdayım, iç dünyayı anlamak ve anlatmakla temel olacak bu yazı benim ilk yazım, umarım sizler de beğenirsiniz. Hiçbir zaman olmak istediği insan olamamıştı, olanlara da şaşırıyordu. Gençken hep başkalarını izler, konuşmalarını dinlerdi. İnsanlarda hep karşısındakine kendini anlatma telaşesi vardı. Neden böyleydi ki? İnsanlar neden karşısındakinin onu anlayamayacağını bile bile kendisinden bir şeyler aktarmaya çalışırdı. Bu bir ihtiyaçtı aslında. Çünkü kendisi de yapıyordu. Hatta bazen anlattığı şeyler çok uçuk kaçık oluyor, tabiri caizse kendisini yalanlarla yeniden var ediyordu.

Yeni yeni karakterler ekliyordu kişiliğine ve fark etmese de günden güne o anlattığı kişiye dönüşüyordu.

İstediği insan olabilme yolunda küçük adımlardı belki de bunlar. Sonuçta insanlara anlattığı varlık, olmak istediği kendi değil miydi? Küçük ve belki de yanlış adımlardı. Ama adımlardı işte, yaklaşıyordu hedefine. Başını biraz oynatıp hedefine giden yoldaki bütün izleri taşıyan küçük odasının kitaplarla dolu köşesine son bir kez daha bakmak istemişti ne kadar acısa da boynu. Kafasının ne kadar karışık olduğunu yansıtır şekilde diziliydi hepsi raflara.

Ne 16. yüzyıl Shakespeare’inin kalıcılığını, ne 18. yüzyıl doğa bilimlerini, ne de 20. yüzyıl Kafka’sının korku dünyasını yansıtabiliyordu tüm tozlu rafları gizleyen bu kitaplar.. 21. yüzyılın yalnızlığına, özgürlüğünün peşinde koşan ama her şeyden hemen sıkılan insanlarına, bir türlü doyurulmayan zenginlerine ve bitmeyen savaşlarına aitti bunlar. En önemlisi de ona aitti bu kitaplar. Odanın her noktası, en ince düşünülmüş ayrıntıları, hepsi tamamen ona aitti. Bunca şey koskoca bir insana, yarım bir asra ait olabiliyorken o, hiçbir yere hiç kimseye ait olamıyordu. Sığamıyordu dünyaya, dünyasına. Dile getiremediği duygularının içinde boğuluyordu yaşlandıkça ve yaşlılık bir afyon gibi tüm bedenini kaplıyordu. Yaşamak bu kadar zorken ölmek niye en ağırı geliyordu ki ona? Sahi artık ne zaman ölecekti. Polisler ve yeteri kadar insan da toplanmıştı odaya çoktan. Neyi bekliyorlardı ki boynunda iple asılı duran bir beden karşısında. Ölmemiş miydi yoksa, ölmesi için mi bekliyorlardı? Zaten ölmüş olsaydı düşünemezdi bunca şeyi herhalde. Aslında ölüler gerçekten düşünemezler miydi, bunu da bilmiyordu. Umarım düşünemezlerdi, üzerine toprak atılmasından hiç hazzetmezdi çünkü…

Akıllı Telefon Alma Rehberi

Previous article

Tohumdan Sebzeye…

Next article

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Login/Sign up