Kişisel Gelişim & Sağlıklı Yaşam

Geçmişten Bugüne Güzellik Algısı

0

   Güzellik nedir? Güzellik dediğimde aklında ne canlanıyor? Mesela sana bir soru sorsam, bana gözlerini anlat desem ne dersin? Biraz düşün gözlerin hakkında, hemen şimdi… Muhtemelen benim gözlerim yeşil, kahve, mavi, büyük, küçük, gibi sıfatlar geçti aklından. Sana gözlerini sorduğumda onun yalnızca dışardan nasıl göründüğüyle ilgili bir şeyler tasvir ettin. Gözlerinin asıl işlevine hiç değinmedin bile. Benim gözlerim iyi görüyor herhangi bir bozukluk yok ya da ben miyobum uzağı göremem vs. Kendimizden bahsederken nasılda maddeci davrandığımızın farkında mıyız? Hepimiz güzel olmak belli bir kalıba girmek istiyoruz.

Bu çok normal çünkü yapılan araştırmalara göre bir genç kız 15 yaşına gelene kadar kadın güzelliklerinin bir standardı olduğuna dair iki yüz binin üzerinde reklam mesajı alarak büyüyor. Hal böyle olunca özellikle biz kadınlar çağın dayattığı güzellik standartlarına uymanın bin bir türlü yolunu arar oluyoruz. Ama farkında değiliz kendi gerçekliğimizden kopuyor, kendimizden uzaklaşıyoruz, aynada bir öteki yaratıyoruz. Gözlerimizin iyi görmesinin, çok keskin bir koku duyusuna sahip olmamızın hiçbir anlamı yokmuş gibi. Bedenimizin, benliğimizin anlamlı olabilmesinin tek yolu dayatılan güzellik algısına uymakmış gibi.

  Tarihin tozlu sayfalarını karıştırdığımızda hep dayatılan bir güzellik algısının var olduğunu görürüz.

Güzellik kavramının zaman yolculuğu pek çok farklı kriterlerle estetize edilmiş. 1900’lü yıllarda kusursuz kadın; etine dolgun, açık tenli, ince belli, büyük gözlü. 1920’ler vücut hatlarının ön plana çıkmadığı, yüz güzelliğinin yükselişe geçtiği, kısa küt saçların moda olduğu dönem. 1950’lerde kıvrımlı hatlar tekrar geri geliyor. 60’larda dolgun kirpikli, kısacık saçlı ultra ince moda ikonuyla karşılaşıyoruz. 1970’ler belki de güzelliğin en az idealize edildiği yıllar. 80’lerde kaslı, kıvrımlı vücutlar, güçlü kadınlar ilgi görüyor.

90’lara geldiğimizde ince uzun bacaklar ve androjen bir yapıya evrilen formlar toplumda öne çıkmaya başlıyor. Milenyumla birlikte güzellik algısı yine değişiyor; zayıf ve esnek vücutlar popülerliğini koruyor. Moda sektörünün partnerleri diyet, kozmetik ve estetik üçlüsü ideal dedikleri bedeni manipüle etmeye tüm hızıyla devam ediyor. Özellikle medya kanalları yoluyla her dönem için önümüze farklı bir güzellik formu konuyor, hatta dayatılıyor. Sosyal medyanın bu kadar etkili olduğu bir çağda etkilenmemek mümkün değil. Zaman zaman kendimizi suçlu hissettirse de farkında olmadan bizi içine çeken bir illüzyon gibi. Bizi alttan alta işleyen tek bir mesaj var aslında “Güzelseniz mutlusunuz!”

  “İnsanın kendini algılayışı bir başkası tarafından beğenilme arzusuyla tamamlanıyor”

Diyor John Berger kitabında.  İşte bizi içine çeken o illüzyon bu arzunun da gücüyle tam gaz yoluna devam ediyor. Peki bu durumda bize ne düşüyor? Nasıl çekip çıkartalım kendimizi bu çıkmazın içinden? Biz önce güzellik kavramının içini farklı dolduralım, güzellik nedir anlayalım. Güzellik bize dayatılan o mavi gözler, sarı saçlar, sıfır bedenler değil aslında. Çok klişe diyeceksin ama gerçek; güzellik senin içinde. Eğer biz kendimizi içerden beslersek, içerden yetiştirir kendi içimizi ve beraberinde güzellik kavramının için farklı doldurursak aynada bir öteki yaratmak zorunda kalmayız. Benliğimizin anlam bulmasının tek yolu fiziksel bir güzellik değil ya da yalnızca sıfır beden ve esnek bir vücuda sahipsek mutlu değiliz. Gelin kavramların içini farklı dolduralım, yargılarımızdan, bize dayatılandan kurtulup dünyaya daha farklı bakalım. Biz zaten güzeliz!

                                                                                                                              Fendiye EŞGİ

Sedona Yöntemi Nedir?

Previous article

Bir Öğrenci Gözünden Tekirdağ

Next article

Comments

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler Postlar

Login/Sign up