Kişisel Gelişim & Sağlıklı Yaşam

Gerçek Dışı Pozitif Beklentiler

0

Hemen hemen hepimize bu hayatta en çok ne olmak istediğimizi sorsalar meslek adları sıralamak dışında söyleyeceğimiz birçok şey var. Bu eylemleri sadece söylemekle yetinmiyor hayatımızın en derinlerine indekslemeye çalışıyoruz. Daha mutlu, daha iyi, daha sağlıklı, daha zeki, daha popüler, daha üretken, daha huzurlu olmak. En iyisi, başkalarından daha başarılı olmak. İmrenilen ve hayranlık duyulan biri olmak… Tanıdık geldi mi? Eminim gelmiştir çünkü hepimiz sonucunu düşünmeden bu düşüncelere atlayan bir ırktan geliyoruz.

Daha demin sıraladığım bütün eylemler, gerçek dışı pozitif beklentiler olarak nitelendiriliyor. Neden gerçek dışı dediğimi birkaç satır sonra detaylıca anlayacaksınız ama ilk önce pozitiflik üzerine konuşalım. Ne demektir pozitiflik?

Neden bize bu kadar dayatılmıştır?

Pozitifliğin sözlük anlamı; olumlu ve negatifliğin karşıtı olarak nitelendirilmektedir. En sık duyduğumuz kelimeler kategorisine girebilecek bir kelimedir bu. Bir kanser hastasına ilk söylenen cümle pozitif kalmasıdır mesela. Pozitif olursak pozitif şeyler bizi bulur vesaire vesaire… Bir sonraki kuracağım cümle içinde çok fazla ironi barındıracak fakat aslında sürekli pozitif olmaya çalışmamız bile pozitif değil. İnsanlık olarak pozitif olmayı o kadar çok istedik ve tekrar ettik ki duygularımızı bile buna göre ayırmaya başladık. Hayal kırıklığı, hüzün, neşe, keder, utanç, mutluluk, öfke, heyecan gibi normal olan duyguları iyi ile kötü olarak ikiye ayırdık.

Neşe, mutluluk, heyecan gibi duygulara iyi dedik fakat hayal kırıklığı, hüzün, keder, utanç, öfke ve yas gibi duygulara kötü damgasını yapıştırdık. Kötü olarak nitelendirdiğimiz duyguları yaşamamaya çalıştık ve yaşasak bile içimize attık. Psikolojide “yükselme” adını verdiğimiz ilke; duyguların bastırıldığında, ötekileştirildiğinde daha da güçlendiğini gösterir. Neye göre karar verdik peki duyguların ayrılmasına? Ağlamanın negatif olduğunu savunduğumuzda, öfkenin sürekli zarar verdiğini benimsediğimizde, hayal kırıklığının bir şey getirmediğini söylediğimizde onları ötekileştirdik. Hem kendimize hem de başkalarına en büyük kötülüğü yaptık çünkü pozitifliğin dayatılması en acımasız yöntemlerden biri.

İşte pozitifliğin dayatılmasından dolayı asla elde edemeyeceğimiz beklentiler içine girdik. Bu hayatta her şeyden memnun ve çok mutlu olduğunuzu düşünün. Yataktan kalkmak için bir nedeniniz olur muydu hâlâ? Veya hep sağlıklı olsaydık bu hayatın değerini bilebilir miydik? Başkalarından daha başarılı olduğumuzda kendimizi geliştirebileceğimiz eylemlerde bulunur muyduk? Hayatımızda bir gayemiz, hedefimiz olur muydu? Peki ya hayaller, onlar olur muydu? Gerçekten soruyorum size, hep imrenilen ve hayranlık duyulan biri olsaydık başardıklarımızdan mutluluk duyar mıydık?

Biraz hayal edince en çok istediğimiz şeylerin bile aslında bizim için en iyisi olmayacağını görebiliriz. Kendimize dayattığımız kalıpların arasından sıyrılıp hayatı yaşamak en güzelidir belki. Unutmayın, eğer hayat hep pozitif olsaydı buna yaşamak denmezdi. Doya doya ağlamamız gerekiyor ki doya doya gülelim. Doya doya dibi görelim ki doya doya sevinelim. Sonuna kadar parçalanalım ki iyileşmemize şükür duyalım. Zorluk varsa değer var, hüzün varsa sevgi var. Düşmek var ki kalkmak olsun. İnanın ki biri olmadan diğeri olmuyor.

Ağladığınızda göz yaşlarınızı saklamayın

Kahkaha atarken ne kadar içtenseniz ağlarken de öyle olun. Hep gülmek, hep mutlu olmak, hep iyi olmak zorunda değiliz. Nasılsın sorusuna yalandan “İyiyim,” demek yerine bir kez de içten bir “Kötüyüm,” deyin. Acınızı geçirmeye çalışmayın, acınız sizden geçsin. Acınızı tanıyın, acınızı bilin. Durun ve kaçmayı bırakın. Bakın ve yaranızı görün. Yaralısınız, bu sorun değil. Sadece saklasın diye yapıştırdığınız yara bandını sertçe çekmeyin yaranın üzerinden. Yavaşça acınızı sindirin. Elinizden daha fazlası gelmiyor diye suçlamayın kendinizi. Narince üfleyin yaranızın üstüne. Hiçbir suçlama olmadan, yaranın orada olmasını yargılamadan yavaşça iyileşin. Daha sonra yüzünüze güzel gülümsemenizi doya doya yerleştirebilirsiniz…

Teşekkürler,

Sena Vardar

Jamais Vu: Bunu Ben Hiç Yaşamadım!

Previous article

E-Öğrenme Nasıl Yapılır?

Next article

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Login/Sign up