Kişisel Gelişim & Sağlıklı Yaşam

Ne İçin Yazıyoruz?

Ne İçin Yazıyoruz
0

Var olduğu andan itibaren bir şeyler anlatmaya; anlattıkça unutmamaya, kaydetmeye, rahatlamaya ve var olduğunu ispatlamaya çalışan insan ırkı yazma tutkusundan asla vazgeçmemiştir. Bunu bir genç kızın kendisinden geriye kalmış günlüğünden, bir gazinin anı defterinden, bilgelerin notlarından, kil tabletlerdeki çivi izlerinden rahatça anlayabiliriz. Yazının var oluşunu kanıtlayabileceğimiz milyonlarca örnek vardır belki elimizde fakat neden yazdığımız konusunda kesin bir yargı oluşabilir mi zihnimizde? Kime sorarsak soralım her soruşumuzda farklı bir cevapla ortaya çıkan bir sözcük kümesidir bu: Ne için yazıyoruz? Bana göre insanın en derinlerinde değerli bir cevher gibi gizlenen dünyaya bir iz bırakma hazzı, bu tutkuyu sıkı sıkı avuçlarımızın içinde tutmuştur.

Doğanın her bir zerresinde olduğu gibi ölümle burun burunayız.

Her ne kadar bunu bir hastalığa kapılana veya bizzat yüz yüze gelene kadar iliklerimize kadar hissedemesek de içinde olduğumuz en doğal ve gerçekçi durum bu. Bir şeyler yapmazsa yok olur insan, bir şeyler bırakmazsa geldiği hiçliğe geri döner. Kelimeler sonu görülmeyen anlamsız bir yola saptığında bir el atıp bizi daha güvenli bir yere çeken araçtır işte yazı. Sözcüklerin kanatlanıp gitmesini engelleyen pranganın ta kendisidir. Yazı yaşanmışlıkları, yaşananları ve yaşayacaklarımızı saklamanın en güzel yoludur belki de çünkü söz söylense unutulur, susturulur fakat yazı ne kadar okunursa okunsun asla solmaz. Sesler havada kalır ama mürekkep, toprağın en derininden bir fidan yeşertir insanın uçsuz bucaksız zihninin duvarlarına.

Kimilerimize göre ise yazı kontrol edebildiğimiz tek şeydir. Zaman; parmak uçlarımızın arasından, bizden izinsiz kaçıp gider. Akrep zehrini salar yüreklere, yelkovan bizi bir uçurumun kenarına kadar kovalar bazen. Hayata ne kadar isterse istesin yön veremeyenler vardır ve yazıyla beraber bu onlar için bir kaçış yoludur. Ne hayal ederse onu yazar insan, kağıdı ne dilerse onunla doldurur. Avuçlarının arasında tutamadığı zamanı kendi yaratır, bunun gibi eşsiz bir şeyi sadece kalemiyle başarır. Gerçek hayata birkaç saatliğine dur deyip kendi kafasında yarattığı gezegenleri kelimeleriyle işler. Bunun için yazmak kimimiz için en eğlenceli çıkış kapısıdır.

Bir başkasına göre yazı; ofisinde yazmak zorunda olduğu bir belge, her sayfasına kadar en ince detaylarını düşünmüş bir yazarın emek dolu kitabı, arkadaşlarıyla eğlenmek için parmaklarını dokundurduğu bir mesaj baloncuğu, kompozisyon sınavında en yüksek notu almak için çalışmış bir öğrencinin heyecanı olabilir. Bu kadar farklı şeylerin bir arada toplandığı bir küme elbette ki vardır. Yazı yazmak ifade etmek ile eşdeğerdir. İnsanlık var olduğu andan beri kendini ifade etmeye büyük bir açlık hissetmiştir. Yazımın başında dediğim gibi; anlattıkça hatırlar, anlattıkça kaydeder, anlattıkça rahatlar, anlattıkça var olur insan. Sesimizin birilerine ulaşmayacağını düşündüğümüz bazı anlar olur fakat sesimiz kağıda işlendiği zaman çok daha büyük bir fırtınaya dönüşür. Ses bazen meltemdir, yazı ise şiddetli bir fırtına…

Teşekkürler,

Sena Vardar

Maceralarla Mı Dolu Amerika?

Previous article

Kelebekler

Next article

Comments

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler Postlar

Login/Sign up