Gezi YazısıKültür & Sanat

The Erasmus Viking

0

Sevgili Hobilog sever arkadaşım,

Bu yazıyı okumadan önce sıkı giyinmeni öneririm çünkü sana İsveç’in serin rüzgarlarını hissettireceğim. Evet, doğru anladın. Bendeniz, bu üniversiteli arkadaşınız, İsveç’te 5 ay süren Erasmus deneyimi yaşadı. Ve bu deneyimi seninle paylaşmak için can atıyor. O zaman giriş- gelişme- sonuç kalıplarına takılmadan direkt konuya giriyorum.

Neden İsveç?

Endüstri Mühendisliği öğrencisi olarak, mühendislik öğrenci kitlesinin çoğunun tercih ettiği gibi başlarda aklımda Almanya sevdası rüzgarları esiyordu. Bilirsin, mühendislik denilince ilk akla gelen ülke Almanya’dır. Ama bir diğer yandan da ingilizcemi de geliştirmek istiyordum. Lakin Almanya’daki Türk sayısı fazlalığından kaynaklı olarak bu hedefimi orada gerçekleştirememe konusunda tereddütlerim vardı. Erasmus programı dahilinde üç farklı okul tercih etme şansım olduğundan alternatif ülkeler arasında düşünmeye başladım. Ekonomik olarak Polonya’da Erasmus yapmak ne kadar rahatlık olsa da daha önceden söylediğim gibi dil konusunu önemsediğimden ve kendi kültürümüzden çok daha farklı bir kültürü deneyimlemek istediğimden Polonya’yı çoktan elemiştim. Yine aynı sebepler doğrultusunda okulumun anlaşma sağladığı okullar listesinde yer alıp gözüme pırpır parlayan İsveç-Jönköping Üniversitesi üzerinde düşünmeye başladım.

Sosyal medyanın bizlere sağladığı insanlarla kolay iletişim kurma yolu sayesinde daha önce İsveç’te Erasmus deneyimi yaşamış insanlarla konuştum. Ve aslında yaşam tarzı, refah seviyesi, çok uluslu yapısı, İngilizce’nin ana dilmişçesine kullanılması gibi faktörlerden dolayı asıl bulunmam gereken ülkenin Almanya değil de İsveç olduğu konusunda aydınlanma yaşadım. Ama hâlâ daha kariyer yolculuğum için Almanya’dan vazgeçmenin ne kadar mantıklı olduğu şüphelerinden kurtulabilmiş değildim. Bu noktada her zaman çokça teşekkür ettiğim canım akademik danışmanım Zeynep hocam’ın fikri benim ışığım oldu. İsveç’te Erasmus yapmanın çok zorlu bir süreç olabileceğini ama İsveç’in bir İskandinav ülkesi olmasından, belki de bu fırsatın tekrar karşıma çıkamayacağını ve oradaki adaptasyon sürecinin bana kazandıracağı deneyimlerin ilerde yaşayacağım farklı kurumsal hayat tecrübelerine daha çabuk adapte olmamı sağlayabileceğini o kadar güzel anlattı ki, odasından çıktığım an İsveç’e gideceğimi biliyordum ve Almanya’yı listemin son sırasına göndermiştim çoktan.

Belki de aynı yolları yürüyor olduğum ya da yürüyeceğim arkadaş için, buraya küçük bir öneri notu bırakmak istiyorum. Kararsız kaldığında, seninle benzer yolları yürümüş insanlara koş hemen, onlar seni anlayacak en iyi insanlar oluyorlar.

İsveç’e vize almak zor mu?

Gelelim en sıkıntılı iç karartıcı gibi düşündürten ama aslında söz konusu İsveç ise hiç de öyle düşündürtmemesi gereken soruya, İsveç’e vize almak zor mu?

İsveç kültürünün temellerinde minimalizm anlayışı yattığından dolayı her türlü süreçleri de bir o kadar adım adım ve planlı şekilde işler. Öncelikle İsveç’te üç aydan fazla bir süre için bulunacaksan oturum izni alınması şarttır. Her ne kadar oturum izni denilince gözler korksa da bana İsveç’e vize alma sürecinin kolay olduğunu düşündürten kısım, bu sürecin internet üzerinden işliyor olmasıydı. Evet, evet doğru okudun! Konsolosluğa sadece fotoğraf çekimi ve vize kartımı teslim almak için iki kez gittim. İstenilen belgeleri hazırladıktan sonra, bu belgeleri ve hakkımda istenilen bilgileri İsveç Göçmenlik Bürosu’nun internet sitesi aracılığıyla sisteme yüklemek ise başvuru sürecindeki son adımdı. Geri kalan kısım ise herkesin bildiği gibi fotoğraf çekimi için ve vize onaylandığında İsveç topraklarına girişi sağlayacak muazzam kartı teslim almak amacıyla İsveç Konsolosluğu’na kısa bir ziyarette bulunmak. Söylediğim gibi konu İsveç ise süreç çok pratik!

Peki ya okula kabul süreci ve dahası?

Okul olarak baktığımızda da Jönköping Üniversitesi’nin de yine aynı çalışma prensibine sahip olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Başvuru sürecinde hiçbir adımı son dakikaya bırakmayı sevmeyen Jönköping Üniversitesi, İsveç’te Erasmus yapacağım onaylanır onaylanmaz kabul mektubunu istediğimde, çok hızlı bir şekilde içinde tatlı bir hoşgeldin notuyla beraber mektubu gönderdi. Konaklama konusu ise yurt dışından gelen öğrencileri mağdur etmemek açısından bütün ihtiyaçlar düşünülerek üniversitenin internet sitesinde detaylandırılmıştı. İlk önce, Jönköping Üniversitesi’nin sitesine giriş yapıp okulun yurt seçeneklerini tüm detaylarıyla (okula mesafesi, kirası, kapasitesi vb.) öğrenmen gerekiyor. Son adım olarak, yaşayacağın ortamda senin için önemli olan kriterleri öncelik sırasına göre dizerek, üniversitenin seni doğru yurda ya da aparta yerleştirebilmeleri için onlara yardımcı oluyorsun. Bu iki adımdan sonra hangi yurtta yaşayacağını ne zaman mı öğreneceksin? İşte o, sen gittiğin zaman açman için sana uzatılan zarfın içinde belirlenmiş olacak. Sürprizli bir son oldu, değil mi?

Sana bir ipucu! Yurt tercihlerini başvuru süreci başlar başlamaz yaparsan istediğin yurdun gelme olasılığı %99,9. Ama sen diyorsan ki, ben kararsız bir insanım, kesin yurda başvuru sürecinin bitmesine bir gün kala yurt tercihlerimi yaparım, o zaman şansına güven ve devam et.

İsveç’te hayat nasıl?

Erasmus dönemim Ağustos-Ocak ayları arasında olduğundan ağlatacak bir soğuk yaşamasam da Ekim başlangıcından itibaren günışığı saatlerinin 6-7 saate düşmesinin de etkileriyle beraber ikişer hatta üçer kat giyinmeye başlamıştım. Günışığı saatleri hakkında biraz daha aydınlatmam gerekirse Kasım ayında 14.30-15.00 saatleri arasında hava kararmış oluyordu. Bulunduğum şehir olan Jönköping, İsveç’in güneyine yakın kaldığından belki de kara kış tabirinden çok, kara sonbahar yaşadığımı söyleyebilirim. Bol yağmurlu, rüzgârlı mis gibi toprak kokulu havalar… Söylentilere çok kulak asmazsak çok da korkulacak bir durum yok yani hobilog sever arkadaşım. Bir mont, bir yağmurluk, kalın içlikler ve birkaç kazak ile İsveç’in çok kuzeyine gitmediğiniz sürece hayatta kalabilirsiniz. Bahar döneminde gitmeyi düşünen arkadaşlar için ise bir süre karakış yaşayacaklarını söyleyebilirim. Çünkü asıl soğukların Ocak ayı itibariyle başladığı söylenir İsveç’te.

Maddiyat konusuna gelirsek, İsveçte Euro’dan daha çok kendi para birimleri olan SEK (İsveç kronu) kullanılıyor. Haziran ayı güncel bilgilere göre, bir isveç kronu 0.72 Türk lirasına denk gelmektedir. Yani evet, Türk parası İsveç parasından daha değerli ama İsveç refah seviyesi arşlarda olduğundan Euro ile alışveriş yapmama avantajını hissedemiyorsun. Tam bu noktada aklımda yer eden bir meyve fiyatından söz etmek istiyorum. İsveç’te bulunduğum zamanlarda  muzun kilosu 39 SEK’ti, türk parasına çevirdiğimde 20 liraya denk geliyordu. Fiyatları Euro olarak görmememin tek avantajı, 6.5 ile çarpıp küçük çaplı kalp krizi geçirmememdi. Farklı olarak, fiyatları aklımda ikiye bölüp kısa panik ataklar geçiriyordum. Angel face outline Fakat, şunu da söylemeliyim ki İsveç’e gitmeden önce “Oraya gidersen aç yatarsın, hiçbir şey yapamazsın, her şeyde gözün kalır” vb. ifadelerin hepsi İsveç’e gidip 5 ay yaşadıktan sonra gözümde gerçekliğini yitirdi. Tabiki de bu durum kişiden kişiye ve Erasmus için ayrılan bütçeye bağlı olarak değişir. Benim aklımdaki bütçe, Almanya ve İtalya gibi ülkere Erasmus’a giden arkadaşlarımın ayırdığı bütçenin nerdeyse iki katı kadardı. Ama bu bütçenin içinde hibeye de yer vermiştim. Tam bu noktada o mükemmel soruyu duyar gibiyim. “Hibe yeterli mi?” Hayır güzel arkadaşım, maalesef hibe yeterli olmuyor. Hibe en azından benim için konaklama ücretimi karşıladı ki bu noktada bir bilgiye daha yer vermek istiyorum. Kaldığım yer Råslätt adında bir siteydi. Sitenin belli bir kısmında aileler yaşarken belli bir bölgesinde öğrenciler olarak yaşıyorduk. Daireler apart şeklinde düşünülebilir. Bazı evler 10 odalıyken ki bu da 10 farklı öğrencinin aynı evde yaşadığını ifade eder. Bazıları 2 odalıydı. Benim evim 3 odalıydı, yani bunun anlamı evimi 2 farklı kişiyle paylaşıyordum. Kendime ait odam vardı. Jönköping Üniversitesi’nin sunduğu konaklama seçeneklerinde benim kaldığım aparttan daha pahalı seçenekler de vardı, daha ucuz seçenekler de. Ama ortalama bir maliyet söylendiğinde %80’lik hibeyi sadece konaklama ihtiyacı için ayırmak en mantıklısı olur.

Peki, diğer ülkelere ayrılan bütçe kadar bir planlama yapsam ne olurdu? Belki 10 günlük Avrupa gezimi yapamazdım ve market alışverişinde biraz daha kemer sıkma politikası izlemem gerekirdi. Ama yine de İsveç’te o bütçeyle Erasmus yapılamaz denilecek kadar kötümser bir durum söz konusu olmazdı.

Bunun dışında çok önemli bir uyarıda bulunmak istiyorum. İsveç, nakit paranın çok az kullanıldığı nadir ülkelerden biri ve çoğu kafe, restoran ve markette sadece kredi kartı kabul edilir. Dolayısıyla Erasmus’u İsveç’te yapmaya karar verirsen çok fazla nakit para götürmemeni öneririm. NO CASH, YES CREDIT CARD!

Biraz da İsveç insanlarından, yaşam biçimlerinden konuşalım.

İsveçliler ilk izlenimde dışarıdan soğuk, içe kapanık, mesafeli gibi görünseler de asıl durum biraz daha komik. İsveçliler, utangaç insanlar arkadaşlar! Evet, evet, muazzam genlere sahip, başarılı, refah seviyesi yüksek canım ülkenin vatandaşları utangaç! Utangaç denilince konuşmazlar, herhangi bir etkinliğe seni çağırmazlar gibi bir durum anlaşılmasın tabi.

Sadece ilk birkaç adımı senin atman gerekir ki kendilerini senin yanında rahat hissedebilsinler. Bunun dışında çok yardımsever, sevecen ve güleryüzlülerdir. Bir şeyi anlamayıp 10 kere sorsan aynı soruyu yılmadan 10 defa cevaplayabilirler. Tahammül ve sabır seviyeleri hayran olduğum karakter özelliklerindendir. Türk milleti olarak tahammül seviyemiz ya da anlayış/hoşgörü seviyemizin çok da yüksek olmadığını biliyoruz. Hatta şöyle bir örnek üzerinden anlatmak gerekirse, Türkiye’de toplu ulaşım araçlarında yüksek sesle konuşan bir grup ile denk geldiğimizde uyarma ihtiyacı duyarız. İsveç’te ise göz ucuyla bile o grup uyarılmaz. Sadece saygı gösterilir. Bunun dışında hakaret gibi kabul edilen davranışlardan birisi ise geç kalınmasıdır. Dakiklik çok ciddiye alınır. O kadar ciddiye alınır ki 10’da buluşulacaksa 9.30 da buluşma mekânında hazır olunur. Sınıf ayrımcılığından hiç hoşlanmayıp hanımefendi, beyefendi, profesör gibi hitaplardan hiç hoşlanmazlar ve daha rahat bir ortamın yaratılması için sadece isimlerle hitap edilmesine önem verirler. Bireysellikten çok topluluğa önem verirler. Okul dönemim boyunca bütün ödevlerim grup ödevleri şeklindeydi. Grup ödevlerinin bireysel ödevlerden daha çok kazanım sağladığına inanırlar. Bir diğer ilginç konulardan biri de İngilizceleri anadilleri kadar mükemmel olsa da İngilizce konuştuklarında rahat hissetmemeleridir. Hatta Amerikalı bir arkadaşımın bir anısı olarak, okulun idari işlerinde çalışan bir personelle yaşadığı diyalogda kadının ingilizcesinin iyi olmadığı için özür dilediğini ve Amerikalı arkadaşımın ise büyük bir şaşkınlıkla Amerika’da yaşayan çoğu insandan daha iyi bir ingilizcesi olduğunu söylemiş olduğunu hatırlıyorum. Bu da bana özgüvenleri konusunda problemleri olduğunu düşündürtmüştü. Özetle dil konusunda, karşılarındaki İsveçce bilmiyorsa kesinlikle yargılamazlar ama İsveçce konuşabildikleri gruplarda daha rahat ettiklerini söyleyebilirim.

Dışarıda yemek yeme alışkanlıkları çok olmamakla birlikte, “Fika” adı verilen etkinliği gerçekleştirmeyi çok severler ki benim de favori rutinlerimden biri Jacky ile Fika’ya gitmekti. Yazının sonuna fika düşkünlüklerini eğlenceli ve komik bir şarkı ile özetledikleri bir youtube videosunu da ekledim, izlemeni tavsiye ederim. Fika, kısaca kahve ve tatlı bir atıştırmalık eşliğinde arkadaşlarla gerçekleştirilen keyifli bir sohbet eylemidir. Hatta öyle güzel bir etkinliktir ki herhangi birini Fika’ya davet ettiğinizde reddedilme olasılığınız yok denecek kadar azdır. İsveç’e gittiğinizde Fika etkinliğinde kahvenizin yanına “cinnamon bun” ismiyle bilinen tarçınlı rulo tatlısından sipariş etmenizi şiddetle tavsiye ederim. Ara öğünlerinde tatlıya ve kahveye düşkünlükleri dışında ana öğünlerinde daha çok balık ve sebze tüketmelerine şaşırmamak gerek. Sonuçta İSVEÇ = SOMON! Ve bu ana öğünleri genelde lokantalarda yemek yerine evlerinde hazırlayıp yemek kaplarında iş yerlerine ya da okullarına götürmeyi tercih ediyorlar. Ben bu durumu o kadar severek benimsemiştim ki Türkiye’ye döndüğümde de bu şekilde devam ettirmiştim hayatımı.

Gelelim öğrencinin can damarı alkol konusuna… İsveç’te maksimum %3,5 alkol oranı içeren içecekler marketlerde satılabiliyor. Genel olarak alkol satışları ise belirli gün ve saatlerde “Systembolaget” adındaki marketlerde gerçekleştiriliyor. Bu marketlerde alkol alma yaşı sınırı 20 ve kimlik/pasaport gösterilmesi rica ediliyor. Lisanslı restoran ve barlarda ise bu yaş sınırı 18 olarak belirlenmiş. “Cider” denilen meyveli biralarını denemenizi tavsiye ederek bu konuyu da burada sonlandırıyorum.

Erasmus denilince ilk aklıma gelen “Kick-off” haftasını sana sunmak isterim. Jönköping Üniversitesi çok uluslu bir öğrenci yapısına sahip olduğundan dönem başlangıçlarında öğrencileri daha çabuk kaynaştırmak ve oluşabilecek önyargıları kırmak açısından 10 gün süren etkinlikler dizisi hazırlar. Bu etkinlikleri de üniversitenin öğrenci toplulukları yönetmektedir. Yeni dönem öğrencileri önce fakültelerine göre gruplandırılır ve herbir fakülteyi farklı bir renk temsil eder. Mesela, Mühendislik fakültesinin rengi sarıyken Sağlık Bilimleri fakültesinin beyazdı. Ve herbir öğrenci dilerse bu renklerde bir tulumu satın alabilir ve bu tulumu orada kaldığı süre boyunca farklı etkinliklerden kazandığı yamalarla doldurabilir ki sonrasında anı olarak saklayabilmeniz için almanızı öneririm. Fakültelere ayrılma işleminden sonra fakülteler de kendi içlerinde gruplara ayrılır ve bu gruplar 10 gün boyunca belirlenen oyunları başarıyla tamamlayıp kick-off haftası sonunda birinci olmaya çalışırlar. Bu yarışma, soğuk göl sularında belirlenen grup dansını başarıyla tamamlamaktan deterjanlı kaygan zeminlerde koşmaya; gece bulmacalarından çamurlu zeminlerde engelli atlamalara kadar birçok oyun içerir. Ve 10 gün sonunda yatak döşek hasta olmayan bir kişi bile kalmaz. Eğlencenin yanısıra 10 gün içinde o kadar çok insanla tanışmış olursun ki, okulun ilk haftasında koridorlarda yürürken sürekli birilerine selam vermek durumunda kalırsın. Bu etkinliğin bana kazandırdığı en büyük artısı, Erasmus dönemim boyunca beraber çok eğlenceli zaman geçirdiğim Almanya, Avusturya ve Türkiye ülkelerinden oluşan 8 kişilik arkadaş grubumdu. Ah, benim meleklerim!

Kulüpler etkinliklerini Kick-off haftasında yapıyor ve sonra hiçbir şey yapmıyorlar mı acaba diye hiç düşünme! Çünkü dönem içinde haftanın her günü farklı kulüplerin etkinlikleri oluyordu ve waffle geceleri, kutu oyunu geceleri, ülke tanıtım etkinlikleri bunlardan sadece birkaçıydı.

Bunun dışında Jönköping’de üniversite öğrencileri için haftalık eğlence rutini mevcut. Pazartesi akşamları “Shooters” denilen mekânda masa oyunlarını -özellikle bilardo çok popüler- ücretsiz bir şekilde oynayabilirken, çarşamba ve cumartesi günleri “Akademien” ismindeki gece kulübüne belirlenmiş saatlerde gidersen ücretsiz giriş sağlayabilirsin. Ayrıca Råslätt’ta yaşıyorsan Akademien öncesinde yapılan ev partileri de olmazsa olmazdır.

Eğer partilemeye aşık bir insanım gece gündüz bana parti olsun yeter ki diyorsan, öğrencinin bol olduğu konaklama alanlarında yaşamanı önerebilirim.

Erasmus yapılır da Avrupa turuna çıkılmaz mı?

Dönem içinde yoğun bir ders temposuna sahip olduğumdan ve ekonomik koşullarımın elveremeyeceğini düşündüğümden bulunduğum ülkeden hatta bulunduğum şehirden çıkamamayı göze alarak gitmiştim ben Erasmus’a. Okula başladığımda 5 aylık ders programımı saatlerine ve dersliklerine kadar detaylı bir şekilde öğrendiğimde dönem sonunda Türkiye’ye dönmeden önce 2 haftalık bir zamanımın olduğunu farkettim. 1 ay kadar harcamalarımı takip edip maksimum elimde kalabilecek bütçeyi hesaplayınca Avrupa’da görmek istediğim yerler listesi yapmaya başlamıştım. Dönem içi gezintilerimden kısaca bahsettikten sonra Avrupa turuna geri döneceğim.

Finlandiya

“Neden İsveç?” başlığı altında belirtmeyi unuttuğum İsveç’e gitme nedenlerimden biri de kuzey ışıklarını görmek olduğundan, dönem içinde okulun düzenlediği gezi turlarından Finlandiya gezisine katıldım. İsveç’ten Finlandiya’ya otobüsle yaptığımız bu macera bir hafta sürdü ve Finlandiya’da ağaç evlerde kalıp belki de hayatım boyunca bir daha deneyimleyemeyeceğim sibirya kurdu ile safari yapmak, kar motosikletine binmek ve İsveç seçme sebebim olan kuzey ışıklarını görmek gibi aktiviteleri yaptım. Bu kadar güzelliğin yanında İsveç’te şikâyet etmediğim hava durumundan burada şikâyet çokca şikayet edebilirim. Yanıma kar pantolonu ve montu almadığımdan kat kat giyinmeye çalıştım ve ona rağmen 5 dakika bile soğukta kalınca parmak uçlarımı hissetmiyordum. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker atasözünün bu noktada kullanılması ne kadar doğru bilmiyorum ama kıyafet konusunda akıllı hareket etmediğim için ayak parmaklarımın can çekiştiği doğrudur.

Sen sen ol, kuzey ülkerine giderken yanında kar kıyafetlerini götür.

Budapeşte

Dönem içinde vize sınavlarından sonra kısa bir ara boşlukta ucuz uçak bileti yakalayınca 2 arkadaşımla beraber Macaristan’ın başkenti olan Budapeşte’ye 2 gece/3 günlük bir gezi düzenledik. Fazla para harcamamak açısından hostelde kalmayı tercih ettik ve hayatımda ilk defa 12 kişi ile aynı odada uyumuş oldum. Hostel sosyal aktiviteleriyle diğer hostellerden farklı olmak istediğinden iki geceyi de oyunlar oynayarak yeni insanlarla tanışarak ve budapeşte kültürünü orada uzun zaman geçirme şansına erişmiş insanlardan öğrenerek geçirdik.

Eğer yeni insanlarla tanışmayı seviyorum diyorsan hostel seçerken gençler tarafından tercih edilme oranına ve sosyal aktiviteleri olup olmadığına dikkat et derim!

Göteborg

Jönköping’teyken günü birlik tren ya da otobüs aracılığıyla gidilebilecek şehirlerden biri de Göteborg’dur. Stokholm’den sonra popüler olan ikinci şehir olduğundan gidip görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Göteborg’da en sevdiğim ve takdir ettiğim şey, 25 yaşından küçükseniz çoğu müze ve sanat merkezlerine ücretsiz girebiliyorsunuz. Sıcak bir günde gezi planını yapacak olursan rahat bir spor ayakkabı giymeni tavsiye ederim. Ücretsiz müze görme heyecanıyla o gün kaç bin adım attığımı hatırlamasam da akşam evime gider gitmez uyuyakaldığımı çok net hatırlıyorum.

Stokholm-Tallin

Erasmusa gitmeden önce araştırmalar yaptığınızda ya da gidilen ülkede hemen karşınıza çıkar ESN (Erasmus Student Network). Uluslararası öğrenci bağlantılarıyla farklı ülkelerde Erasmus yapan öğrencileri yaptıkları çeşitli aktivitelerle bulundukları ülkelere adaptasyonlarını sağlamaya yardımcı olurlar. Benim Tallin maceram da ESN İsveç grubu tarafından organize edilen Stokholm-Tallin arasında 3 gün sürecek olan bir “cruise” etkinliği sayesinde gerçekleşti. Stokholm’dan Tallin’e 24 saat süren deniz yolculuğu, latin dans workshoplarından masa oyunlarına kadar bir sürü etkinliklerle taçlandırıldı ve Tallin-Stokholm şehirlerinde birkaç saat şehirleri keşfetme fırsatımız da oldu. Tüm bunları düşününce içtenliğimle söyleyebilirim ki bu etkinlik, Erasmus programımın kuzey ışıklarını gördükten sonra yaşadığım en güzel ikinci deneyim olmaya hak kazandı.

Yukarıdaki paragrafın özeti olarak kıssadan hissemiz, hangi ülkeye gidersen git, gittiğin yerde ESN’i bul ve etkinliklerini takip et. Asla pişman olmazsın!

Sırt Çantalı Kız

Buraya kadar kendimden hiç bahsetmedim sevgili okur, ama buraya geldiğinde bir duble çok da seni sıkmadan kendim hakkımda bir şeyler söylemek istiyorum ki anlattığım yazıda beni anlayabilesin. Hayat mottosunun “Denemeden bilemezsin!” olan ve bütün hareketlerini ve planlarını buna göre yapan çılgın bir kız var karşında. Rutin düzeni seven ama güven alanında kalmaktan sıkılan ve bunun için yapmayı düşündüğü şeyden korksa bile üzerine giderek kendini zorlayan, bir şeyleri oldurmak için bütün yolları arayan, bir şeyden öyle çabuk vazgeçemeyen bir kız. Sürekli büyük hayaller kuran, öğrenmeye aç, gezmeye meraklı hem de aşırı meraklı bir kız. İşte bu noktada, Erasmus bana tek başıma 10 günlük sürede bir sırt çantası ve 15 soğuk sandviçle 5 ülke, 7 şehir gezme cesaretini kazandırdı. Türkiye’de üniversiteyi ailemin yanında okumamama rağmen ülke dışına çıkma cesaretim yoktu çünkü yetersiz hissediyordum. Özellikle dil konusunda, ana vatanı İngiltere olmayan yurtdışında turist olarak bile gezemez, derdini anlatamaz sanırdım ta ki kendim deneyimleyip bunun böyle olmadığını anlayana kadar. 5 ülke 7 şehir demişken biraz onlardan bahsedeyim.

Dönem sonunda zaman bulunca çocukluk hayalim olan Paris’e gitmeyi gerçekleştireyim diye hemen kolları sıvadım. Bu sırada Paris yolu üzerinde farklı ülkeler de görsem ya diyerek nereleri durak olarak belirlerim diye düşündüm ve ortaya Kopenhag-Amsterdam-Paris-Venedik-Roma-Milano-Stokholm güzergahı çıktı. Venedik’te şehir sular altındayken bulundum. Paris’te telefonum bozuldu, şarj olmuyordu ve Türkiye’ye dönene kadar ya kapanırsa tereddütü yaşayarak hayatta kalma mücadelesi verdim. Gideceğim yollar, biletlerim, hostel girişlerim her şey onun içindeydi ve yaşadığım korku ve tedirginliği sen düşün! Tek başına yolculuk yaptığında telefonun ve powerbankin akciğerlerin gibi oluyor diyebilirim. Ama tüm bunlara rağmen Roma’da yediğim pizzanın tadı, Amsterdam’da hostelde tanıştığım Türk, Van Gogh’un orijinal eserlerini görmek, Venedik’te sular içinde bata çıka yürümeye çalışmak, Paris’te Eyfel Kulesi’ni gördüğümdeki “Başardım, hayalimi gerçekleştirdim!” hissi ve mutluluğu, bütün o yaşadığım tedirginlik ve aldığım riske değdi. Kısaca hayatıma teşekkür ederim.

Bu kadar yazdım, çizdim, konuştum bunun bir de özeti olmalı, değil mi? Şaka şaka, korkma! 😊 Söylemek istediğim tek şey, yapmak istediklerine karar ver ve istediklerini sana vadeden ülke hangisiyse o ülkeye uç, ama Erasmus yapmaktan sakın vazgeçme.

Gez, gör, oku, öğren!

Göreceksin, buna değecek!

Hobilog severliğinle kal canım okur, sırt çantalı kızdan selamlar sevgiler!

*Swedish Fika-Go Royal

Oysa Herkes Öldürür Sevdiğini: Artemis ve Büyük Aşkının Hikayesi

Previous article

Yeni bir Sen’e Var Mısın?

Next article

Comments

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler Postlar

Login/Sign up